Amerika Türk Evi’ni Kim Yaptı? Bir Bina, Bir Kimlik ve Muhtemelen Birkaç Sonsuz Toplantı
Forumda birisi geçen gün “Amerika’daki Türk Evi’ni kim yaptı?” diye sordu. İlk refleksim şu oldu: Muhtemelen üç kişi aynı anda “Ben olsam şöyle yapardım” demiştir, bir ekip sunum hazırlamıştır, birileri de son anda cam oranını değiştirmiştir.
Sonra fark ettim ki soru aslında güzel. Çünkü konu sadece “kim yaptı?” değil. Daha ilginç tarafı şu: Neden öyle yapıldı?
Önce kısa cevap: New York’taki Amerika Türk Evi (Türkevi), Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik temsil yapılarından biri olarak inşa edildi. Projenin mimari tasarımında Perkins Eastman ile Türk mimarlık ve proje ekiplerinin birlikte çalıştığı belirtiliyor. Yapı, Birleşmiş Milletler binasının karşısındaki konumuyla dikkat çekiyor ve modern mimari ile geleneksel Türk estetik göndermelerini bir araya getirme amacı taşıyor.
Ama forum ruhuna uygun ilerleyelim. Çünkü bir bina hakkında konuşmak, aslında biraz da insanlar hakkında konuşmak demek.
Önce Şu İsmi Bir Düşünelim: “Türk Evi”
“Türk Evi” ifadesi ilk duyulduğunda insanın aklına iki ihtimal geliyor.
Birinci senaryo: Ahşap çıkmalı, bahçesinde çay içilen, içeriden ince belli bardak sesleri gelen geleneksel bir yapı.
İkinci senaryo: Manhattan’da göğe doğru yükselen ve toplantı odalarında “Bu sunumu PDF’e kim çevirmedi?” cümlesinin yankılandığı çağdaş bir bina.
Gerçekte ortaya çıkan şey bu iki dünyanın ilginç bir birleşimi olmuş.
Binanın dış cephesinde lale formuna gönderme yapıldığı yorumları sıkça yapılıyor. Mimaride sembol kullanmak zaten başlı başına enteresan bir konu. Çünkü semboller asla tek kişilik değildir. Birisi bakar “Türk estetiği” der, diğeri bakar “modern çizgi” der, üçüncüsü “ben perde sanmıştım” der.
Ve hepsi aynı anda haklı olabilir.
Bir Yapıyı Kim Yapar? Mimar mı, Toplantılar mı?
Burada güzel bir ayrıntı var.
İnsanlar genelde bina görünce tek bir isim arıyor:
“Kim yaptı?”
Ama büyük projelerde cevap çoğu zaman:
“Mimarlar, mühendisler, yatırım kararları, diplomatik ihtiyaçlar, güvenlik uzmanları, şehir planlaması, bütçe ekipleri ve muhtemelen sonsuz revizyon toplantıları.”
Bir arkadaşım mimarlık sektöründe çalışıyor. Dediği şey hâlâ aklımda:
“Bir bina çizmek kolay. O çizimin herkes tarafından kabul edilmesi ayrı uzmanlık.”
Amerika Türk Evi gibi yapılarda mesele yalnızca estetik değil.
– Temsil gücü
– İşlevsellik
– Diplomatik kullanım
– Güvenlik
– Şehrin silüetine uyum
Hepsi aynı masaya geliyor.
Ve o masada bir noktada biri mutlaka şöyle diyor:
“Güzel ama biraz daha… kurumsal olabilir mi?”
Erkekler, Kadınlar ve Bina Tartışmaları: Beklenmedik Gözlemler
Forumlarda dikkat ettim; aynı bina fotoğrafına insanlar çok farklı gözle bakıyor.
Bazı erkek kullanıcılar genelde şöyle yaklaşıyor:
“Kaç kat?”
“Metrekare verimli mi?”
“Bakım maliyeti ne olur?”
“Enerji sistemi nasıl?”
Çözüm odaklı, sistem kuran, uzun vadeyi hesaplayan bir yaklaşım.
Ama ilginç olan şu: Aynı başlık altında birçok kadın kullanıcı da başka bir açı getiriyor:
“İnsan içeride nasıl hisseder?”
“Bu yapı temsil ettiği insanları yansıtıyor mu?”
“Kamusal algısı nasıl oluşur?”
Empati ve ilişki odaklı düşünce burada devreye giriyor.
Ve işin güzel tarafı şu:
Gerçek hayatta bunlar birbirine karışıyor.
Bir mühendis kadın çıkıp cephe yük analizini anlatıyor.
Bir erkek kullanıcı gelip:
“Tamam da içeri girince sıcak hissettiriyor mu?” diye soruyor.
Bence iyi projeler de böyle doğuyor zaten.
Bir taraf:
“Bu çalışıyor mu?”
Diğer taraf:
“Bu insanlara ne hissettiriyor?”
Soruları birlikte soruyor.
New York’ta Bir Türk İmzası Ne Anlama Geliyor?
Bir binanın başka bir ülkede yükselmesi tuhaf şekilde duygusal bir mesele.
Çünkü mimari bazen sessiz bir cümle kuruyor.
Türkevi’nin bulunduğu yer rastgele değil.
Birleşmiş Milletler’in karşısında durmak biraz şu demek:
“Biz de buradayız.”
Ama bunu bağırmadan söylemek.
Camla, yükseklikle, detayla söylemek.
Bana ilginç gelen nokta şu:
Geçmişte ülkeler kendilerini daha çok anıtlarla gösterirdi.
Şimdi ise temsil dili değişti.
Bir kule, bir kültür merkezi, bir teknoloji kampüsü…
Hepsi aynı soruyu soruyor:
“Kendimizi nasıl göstermek istiyoruz?”
Peki Gerçekten Başarılı mı?
Bu kısmı forum usulü bırakalım.
Başarı biraz bakış açısı işi.
Eğer amaç:
“Uzaktan görünür olmak” ise güçlü bir örnek.
Eğer amaç:
“Geleneksel Türk evini birebir yeniden yapmak” ise zaten hedef o değil.
Belki de en ilginç tarafı burada.
Bir ülkeyi temsil eden bina, geçmişi kopyalamamış.
Geçmişten bir fikir alıp yeni bir dile çevirmeye çalışmış.
Ve bu kolay iş değil.
Çünkü gelenek ile modernlik arasında yürümek, aile grubunda restoran seçmek kadar zor olabilir.
Bir taraf kebap ister.
Bir taraf sushi.
Sonunda herkes salata yer.
Ama mimaride sonuç yıllarca orada kalıyor.
Son Soru: Siz Olsanız Nasıl Yapardınız?
Diyelim size görev verildi.
New York’ta Türkiye’yi temsil edecek bir bina tasarlayacaksınız.
Daha geleneksel mi olurdu?
Daha cesur mu?
Daha sıcak mı?
Yoksa tamamen farklı bir fikir mi?
Ve en önemlisi…
İlk toplantıda gerçekten konuşur muydunuz, yoksa herkes konuşsun diye sessizce not alıp son toplantıda tek cümleyle oyunun yönünü değiştiren kişi mi olurdunuz?
Forumda birisi geçen gün “Amerika’daki Türk Evi’ni kim yaptı?” diye sordu. İlk refleksim şu oldu: Muhtemelen üç kişi aynı anda “Ben olsam şöyle yapardım” demiştir, bir ekip sunum hazırlamıştır, birileri de son anda cam oranını değiştirmiştir.
Sonra fark ettim ki soru aslında güzel. Çünkü konu sadece “kim yaptı?” değil. Daha ilginç tarafı şu: Neden öyle yapıldı?
Önce kısa cevap: New York’taki Amerika Türk Evi (Türkevi), Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik temsil yapılarından biri olarak inşa edildi. Projenin mimari tasarımında Perkins Eastman ile Türk mimarlık ve proje ekiplerinin birlikte çalıştığı belirtiliyor. Yapı, Birleşmiş Milletler binasının karşısındaki konumuyla dikkat çekiyor ve modern mimari ile geleneksel Türk estetik göndermelerini bir araya getirme amacı taşıyor.
Ama forum ruhuna uygun ilerleyelim. Çünkü bir bina hakkında konuşmak, aslında biraz da insanlar hakkında konuşmak demek.
Önce Şu İsmi Bir Düşünelim: “Türk Evi”
“Türk Evi” ifadesi ilk duyulduğunda insanın aklına iki ihtimal geliyor.
Birinci senaryo: Ahşap çıkmalı, bahçesinde çay içilen, içeriden ince belli bardak sesleri gelen geleneksel bir yapı.
İkinci senaryo: Manhattan’da göğe doğru yükselen ve toplantı odalarında “Bu sunumu PDF’e kim çevirmedi?” cümlesinin yankılandığı çağdaş bir bina.
Gerçekte ortaya çıkan şey bu iki dünyanın ilginç bir birleşimi olmuş.
Binanın dış cephesinde lale formuna gönderme yapıldığı yorumları sıkça yapılıyor. Mimaride sembol kullanmak zaten başlı başına enteresan bir konu. Çünkü semboller asla tek kişilik değildir. Birisi bakar “Türk estetiği” der, diğeri bakar “modern çizgi” der, üçüncüsü “ben perde sanmıştım” der.
Ve hepsi aynı anda haklı olabilir.
Bir Yapıyı Kim Yapar? Mimar mı, Toplantılar mı?
Burada güzel bir ayrıntı var.
İnsanlar genelde bina görünce tek bir isim arıyor:
“Kim yaptı?”
Ama büyük projelerde cevap çoğu zaman:
“Mimarlar, mühendisler, yatırım kararları, diplomatik ihtiyaçlar, güvenlik uzmanları, şehir planlaması, bütçe ekipleri ve muhtemelen sonsuz revizyon toplantıları.”
Bir arkadaşım mimarlık sektöründe çalışıyor. Dediği şey hâlâ aklımda:
“Bir bina çizmek kolay. O çizimin herkes tarafından kabul edilmesi ayrı uzmanlık.”
Amerika Türk Evi gibi yapılarda mesele yalnızca estetik değil.
– Temsil gücü
– İşlevsellik
– Diplomatik kullanım
– Güvenlik
– Şehrin silüetine uyum
Hepsi aynı masaya geliyor.
Ve o masada bir noktada biri mutlaka şöyle diyor:
“Güzel ama biraz daha… kurumsal olabilir mi?”
Erkekler, Kadınlar ve Bina Tartışmaları: Beklenmedik Gözlemler
Forumlarda dikkat ettim; aynı bina fotoğrafına insanlar çok farklı gözle bakıyor.
Bazı erkek kullanıcılar genelde şöyle yaklaşıyor:
“Kaç kat?”
“Metrekare verimli mi?”
“Bakım maliyeti ne olur?”
“Enerji sistemi nasıl?”
Çözüm odaklı, sistem kuran, uzun vadeyi hesaplayan bir yaklaşım.
Ama ilginç olan şu: Aynı başlık altında birçok kadın kullanıcı da başka bir açı getiriyor:
“İnsan içeride nasıl hisseder?”
“Bu yapı temsil ettiği insanları yansıtıyor mu?”
“Kamusal algısı nasıl oluşur?”
Empati ve ilişki odaklı düşünce burada devreye giriyor.
Ve işin güzel tarafı şu:
Gerçek hayatta bunlar birbirine karışıyor.
Bir mühendis kadın çıkıp cephe yük analizini anlatıyor.
Bir erkek kullanıcı gelip:
“Tamam da içeri girince sıcak hissettiriyor mu?” diye soruyor.
Bence iyi projeler de böyle doğuyor zaten.
Bir taraf:
“Bu çalışıyor mu?”
Diğer taraf:
“Bu insanlara ne hissettiriyor?”
Soruları birlikte soruyor.
New York’ta Bir Türk İmzası Ne Anlama Geliyor?
Bir binanın başka bir ülkede yükselmesi tuhaf şekilde duygusal bir mesele.
Çünkü mimari bazen sessiz bir cümle kuruyor.
Türkevi’nin bulunduğu yer rastgele değil.
Birleşmiş Milletler’in karşısında durmak biraz şu demek:
“Biz de buradayız.”
Ama bunu bağırmadan söylemek.
Camla, yükseklikle, detayla söylemek.
Bana ilginç gelen nokta şu:
Geçmişte ülkeler kendilerini daha çok anıtlarla gösterirdi.
Şimdi ise temsil dili değişti.
Bir kule, bir kültür merkezi, bir teknoloji kampüsü…
Hepsi aynı soruyu soruyor:
“Kendimizi nasıl göstermek istiyoruz?”
Peki Gerçekten Başarılı mı?
Bu kısmı forum usulü bırakalım.
Başarı biraz bakış açısı işi.
Eğer amaç:
“Uzaktan görünür olmak” ise güçlü bir örnek.
Eğer amaç:
“Geleneksel Türk evini birebir yeniden yapmak” ise zaten hedef o değil.
Belki de en ilginç tarafı burada.
Bir ülkeyi temsil eden bina, geçmişi kopyalamamış.
Geçmişten bir fikir alıp yeni bir dile çevirmeye çalışmış.
Ve bu kolay iş değil.
Çünkü gelenek ile modernlik arasında yürümek, aile grubunda restoran seçmek kadar zor olabilir.
Bir taraf kebap ister.
Bir taraf sushi.
Sonunda herkes salata yer.
Ama mimaride sonuç yıllarca orada kalıyor.
Son Soru: Siz Olsanız Nasıl Yapardınız?
Diyelim size görev verildi.
New York’ta Türkiye’yi temsil edecek bir bina tasarlayacaksınız.
Daha geleneksel mi olurdu?
Daha cesur mu?
Daha sıcak mı?
Yoksa tamamen farklı bir fikir mi?
Ve en önemlisi…
İlk toplantıda gerçekten konuşur muydunuz, yoksa herkes konuşsun diye sessizce not alıp son toplantıda tek cümleyle oyunun yönünü değiştiren kişi mi olurdunuz?