Şizofren kimdir ?

Zeki

New member
Şizofreni ve Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf: Toplumsal Faktörlerin Etkisi

[color=] "Şizofreni, yalnızca bireyin zihinsel bir bozukluğu değil, aynı zamanda toplumun onu nasıl algıladığı ve nasıl ilişki kurduğu ile de şekillenen bir durumdur."[/color]

Bir arkadaşım, şizofreni teşhisi konmuş bir yakınının yaşamına dair bir sohbet esnasında, bir noktada bana şöyle demişti: “Bu hastalık sadece beynindeki kimyasallarla ilgili değil. Toplumun ona olan bakışı, ya da ona karşı sahip olduğumuz önyargılar, onu daha da zorlu bir hale getiriyor.” O an fark ettim ki, şizofreniyi yalnızca tıbbi bir mesele olarak görmek, bu sorunun toplumsal yönlerini göz ardı etmek olurdu. Gerçekten de, şizofreni ve buna benzer zihinsel sağlık sorunları, toplumsal yapılar, eşitsizlikler ve normlarla iç içe geçmiş bir deneyimdir. Bu yazıda, şizofreni ve benzeri psikiyatrik hastalıkların, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerle nasıl bir ilişki içerisinde olduğuna dair düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Şizofreni: Sadece Beyinle İlgili Bir Sorun Değil

Şizofreni, genellikle halüsinasyonlar, delüzyonlar ve bilişsel bozukluklarla kendini gösteren bir psikiyatrik hastalıktır. Ancak, bu hastalık yalnızca kişinin beyninde meydana gelen kimyasal bir dengesizlikten ibaret değildir. Şizofreni, kişinin toplumsal çevresiyle de derin bir etkileşime girmektedir. Toplum, şizofreniye sahip bireylere, genellikle marjinal, tuhaf veya tehlikeli kişiler olarak yaklaşma eğilimindedir. Bu bakış açısı, hastaların yaşadığı yalnızlığı ve izolasyonu derinleştirebilir. Ancak şizofreni hastalarının yaşadığı zorluklar, yalnızca bu hastalığın kendisinden kaynaklanmaz; toplumsal yapıların, eşitsizliklerin ve normların da önemli bir etkisi vardır.

Toplumsal Cinsiyetin Rolü: Kadınların Daha Fazla Zorlukla Karşılaşması

Kadınlar, şizofreni gibi zihinsel hastalıkları olan bireylerle ilişkilerinde genellikle daha empatik bir yaklaşım sergilerler. Kadınların, toplumsal olarak başkalarının duygusal ihtiyaçlarını daha fazla anlamaya eğilimli olmaları, onlara bu hastalarla daha derin bir empatik bağ kurma fırsatı sunar. Ancak bu durum, toplumsal cinsiyetin şizofreni hastalarının yaşadığı deneyimleri nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.

Kadınlar, şizofreni gibi hastalıklar söz konusu olduğunda toplumun beklentileri ve normlarıyla yüzleşirken, bir yandan da daha fazla damgalanma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Kadınlar için toplumsal normlar, onların "daha duygusal" ve "daha savunmasız" olmalarını beklerken, şizofreni gibi bir durum söz konusu olduğunda, toplumsal baskılar ve önyargılar daha yıkıcı hale gelebilir. Kadınların zihin sağlığı, çoğu zaman daha dikkatli ve hassas bir şekilde gözlemlenir ve çoğu durumda bu durum onları daha da yalnızlaştırabilir.

Örneğin, kadınların, şizofreni gibi hastalıkları olan bir yakını olduğunda, yalnızca hastalıkla değil, aynı zamanda toplumsal olarak "beklenen" rolüyle de mücadele etmek zorunda kaldıklarını görürüz. Kadınların, şizofreni gibi durumlar karşısında genellikle bir bakım rolü üstlenmeleri beklenir. Bu da onlara ekstra bir sorumluluk yükler, bazen de duygusal olarak yıpranmasına sebep olur.

Irk ve Sınıf Faktörlerinin Etkisi: Marjinallik ve Erişim Engelleri

Şizofreni gibi hastalıkların yaşandığı toplumsal yapılar, ırk ve sınıf gibi faktörlerle de yakından ilişkilidir. Araştırmalar, ırkçı ve sınıfsal eşitsizliklerin, zihinsel hastalıkların tedavi edilme şekli ve hastaların bu süreçlerde karşılaştığı zorluklar üzerinde ciddi etkileri olduğunu göstermektedir. Örneğin, etnik azınlıklar, şizofreni tanısı almış bireyler için daha fazla damgalanma, tedaviye erişim zorlukları ve dışlanma riski taşır. Ayrıca, düşük gelirli ve marjinalleşmiş gruplara mensup bireyler, mental sağlık hizmetlerine erişimde ciddi engellerle karşılaşabilirler. Şizofreni tedavisinin maliyetli olması, bu grupların tedaviye ulaşmasını daha da zorlaştırır.

Toplumsal sınıf, aynı zamanda şizofreni tedavisinde kullanılan terapilere, ilaçlara ve tedaviye ulaşma noktasında da belirleyici bir faktördür. Düşük gelirli bireyler, genellikle yeterli tedavi alamazlar ve bu durum hastalığın daha da kötüleşmesine yol açabilir. Ayrıca, ekonomik sıkıntılar, hastaların toplumsal güvencesizliğe düşmesine, daha fazla dışlanmasına ve marjinalleşmesine yol açabilir.

Çözüm Arayışları: Kadınların Empatik Yaklaşımı ve Erkeklerin Çözüm Odaklı Tutumu

Kadınların empatik yaklaşımları, şizofreni gibi hastalıkların toplumsal boyutlarını daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir. Kadınlar, şizofreni hastalarını yalnızca bir vaka olarak görmek yerine, onların duygusal dünyasına da yaklaşmaya çalışırlar. Bu yaklaşım, bireylerin daha sağlıklı bir tedavi sürecine girmelerine olanak tanıyabilir. Ancak, toplumsal normlar ve eşitsizlikler, kadınların bu empatik yaklaşımını da zaman zaman engelleyebilir.

Erkekler ise genellikle daha çözüm odaklı bir yaklaşım benimseyebilirler. Bu durum, şizofreni hastalığı gibi karmaşık bir meselede her zaman işe yaramayabilir. Zihinsel hastalıklar, yalnızca çözüm aramaktan çok, toplumsal bir farkındalık ve empati gerektirir. Erkeklerin bu bakış açılarını da değiştirmeleri, toplumsal yapıların hastalar üzerindeki etkilerini azaltabilir.

Sonuç: Şizofreni ve Toplumsal Yapıların İlişkisi Üzerine Düşünceler

Şizofreni, yalnızca biyolojik bir bozukluk olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörlerle şekillenen bir deneyimdir. Bu hastalığın tedavi süreçlerinde toplumun, özellikle de kadınların ve erkeklerin yaklaşım biçimleri, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Toplumsal normlar ve eşitsizlikler, şizofreni hastalarının yaşadığı zorlukları daha da artırabilir. Bu nedenle, zihinsel sağlık sorunlarına daha duyarlı ve empatik bir yaklaşım geliştirmek, toplumsal yapıları ve eşitsizlikleri göz önünde bulundurmak önemlidir.

Sizce toplumsal yapılar, şizofreni gibi hastalıkların tedavi süreçlerinde nasıl bir rol oynuyor? Bu konuda toplum olarak daha fazla ne yapabiliriz?
 
Üst